Aylık arşivler: Şubat 2015
Çocuğumun önüne engeller koyan bir anne olmak is-te-mi-yo-rum!
Eğitimpedia‘da konuk yazar Nilüfer Tırpan’ın “Çocuğunuzun Okul Başarısını nasıl engellersiniz?” başlıklı yazısını okuduğumda bir el boynumu sıkıyor gibi hissettim. Çünkü bir sürü soru işaretime parmak basıyor yazı. Hem kendimle, hem de çocuğumla ilgili bir dolu kafamı kurcalayan endişeme…
Babadan uzak olmak
Tam dört hafta oldu babamız başka bir şehre taşınalı.
Hayatımız için çok önemli bir karar aldık. Geldiğimin daha birinci ayında “Gel gidelim biz şehirden! Bu şehir bize sadece k getirir…” dediği İstanbul’u terk eyleme kararı aldık sevgilimle. Bunları söylediğimde sevgili bendeki gitma hallerinin hiç sonu gelmediğini bildiğinden olsa gerek “Dur bakalım” demişti. Ben ise tam 14 yıldır onun için de bu fikrin olgunlaşmasını bekledim.
Ama dile kolay 14 sene… Kök saldık bunca sene içinde bu şehre. Sevdiklerimiz çoğaldı, severek yaptıklarımız, vazgeçmekte zorlanacağımız alışkanlıklarımız arttı. Kök salmayı hiç sevmezdim eskiden. O yüzden de “köksüzüm ben” derdim. Severdim bu köksüzlük halini. Ama yaş ilerledikçe bir sürü şeye olduğu gibi bu hale bakışım da değişti sanırım. Alışkanlıklar daha bir nüfuz etmeye başladı ruhuma.
Ama bu şehrin karmaşası, içimize soktuğu ve asla kabullenmek istemediğimiz o canavar ruhun benliğimizi ele geçirmeye başlaması, birbirimize, hayata bakışımızı hunharca değiştirmesine karşı duyduğum huzursuzluk hali hep baki kaldı. Bu yazının geri kalanını okuyun
Kıpır kıpır olan Zıpır kendi mutluluğunu arıyor…
İçi fıkır fıkır, dışı kıpır kıpır olan Zıpır kızkardeşi Belinda’dan çok farklı. 
Belinda, çevrelerindeki diğer kız çocukları gibi bale yapmayı, pembe renkli kıyafetler giymeyi, öğretmenin gösterdiklerini bir kerede anlayıp yerine getirmeyi seviyor. Bale dersinde ritme uygun dans etmeyi seviyor o. Bale kıyafeti olarak kız kardeşinin aksine rengarenk kıyafetler seçen, derste bir an olsun yerinde duramayan, kıvırcık saçları bile bir türlü derli toplu bir topuz olmaya ikna edilemeyen Zıpır ise “Sanki piyanodan çıkan notalar bana ‘Kıpır kıpır olmak iyidir’ diyor.” diyerek açıklıyor içinden fışkıran farklı olma halini…
Zıpır farklılığının farkında ve aslında içten içe sorguluyor bu halini. “Keşke ben de…” dediği durumlar da olmuyor değil. O kadar çevrelenmiş ki ‘rutin’lerle, o küçücük bedenine sığdırdığı kocaman ve şahsına münhasır aklıyla bazen omuzları düşüyor işte…
Kalıpların içine sığdıralamayan bu hali nedeniyle hayal ettiklerine ulaşmayacağını bile diye düşünüyor bazen. Üzülüyor, hem de çok üzülüyor.
Ama sonunda anlıyor ki herkes gibi olmak zorunda değil. Çoğunluğun baktığı gibi bakmayabilir, gördüğü gibi görmeyebilir, sevdiği gibi sevmeyebilir. Kendi yatağında akabilir her nehir. Yeter ki bu yatağa taş konmasın ve başka yollara gitmeye zorlanmasın.






