Günlük arşivler: Şubat 19, 2015
Babadan uzak olmak
Tam dört hafta oldu babamız başka bir şehre taşınalı.
Hayatımız için çok önemli bir karar aldık. Geldiğimin daha birinci ayında “Gel gidelim biz şehirden! Bu şehir bize sadece k getirir…” dediği İstanbul’u terk eyleme kararı aldık sevgilimle. Bunları söylediğimde sevgili bendeki gitma hallerinin hiç sonu gelmediğini bildiğinden olsa gerek “Dur bakalım” demişti. Ben ise tam 14 yıldır onun için de bu fikrin olgunlaşmasını bekledim.
Ama dile kolay 14 sene… Kök saldık bunca sene içinde bu şehre. Sevdiklerimiz çoğaldı, severek yaptıklarımız, vazgeçmekte zorlanacağımız alışkanlıklarımız arttı. Kök salmayı hiç sevmezdim eskiden. O yüzden de “köksüzüm ben” derdim. Severdim bu köksüzlük halini. Ama yaş ilerledikçe bir sürü şeye olduğu gibi bu hale bakışım da değişti sanırım. Alışkanlıklar daha bir nüfuz etmeye başladı ruhuma.
Ama bu şehrin karmaşası, içimize soktuğu ve asla kabullenmek istemediğimiz o canavar ruhun benliğimizi ele geçirmeye başlaması, birbirimize, hayata bakışımızı hunharca değiştirmesine karşı duyduğum huzursuzluk hali hep baki kaldı. Bu yazının geri kalanını okuyun
Kıpır kıpır olan Zıpır kendi mutluluğunu arıyor…
İçi fıkır fıkır, dışı kıpır kıpır olan Zıpır kızkardeşi Belinda’dan çok farklı. 
Belinda, çevrelerindeki diğer kız çocukları gibi bale yapmayı, pembe renkli kıyafetler giymeyi, öğretmenin gösterdiklerini bir kerede anlayıp yerine getirmeyi seviyor. Bale dersinde ritme uygun dans etmeyi seviyor o. Bale kıyafeti olarak kız kardeşinin aksine rengarenk kıyafetler seçen, derste bir an olsun yerinde duramayan, kıvırcık saçları bile bir türlü derli toplu bir topuz olmaya ikna edilemeyen Zıpır ise “Sanki piyanodan çıkan notalar bana ‘Kıpır kıpır olmak iyidir’ diyor.” diyerek açıklıyor içinden fışkıran farklı olma halini…
Zıpır farklılığının farkında ve aslında içten içe sorguluyor bu halini. “Keşke ben de…” dediği durumlar da olmuyor değil. O kadar çevrelenmiş ki ‘rutin’lerle, o küçücük bedenine sığdırdığı kocaman ve şahsına münhasır aklıyla bazen omuzları düşüyor işte…
Kalıpların içine sığdıralamayan bu hali nedeniyle hayal ettiklerine ulaşmayacağını bile diye düşünüyor bazen. Üzülüyor, hem de çok üzülüyor.
Ama sonunda anlıyor ki herkes gibi olmak zorunda değil. Çoğunluğun baktığı gibi bakmayabilir, gördüğü gibi görmeyebilir, sevdiği gibi sevmeyebilir. Kendi yatağında akabilir her nehir. Yeter ki bu yatağa taş konmasın ve başka yollara gitmeye zorlanmasın.
İstersen yapamayacağın şey yok! Yeter ki iste…
Baleye aşık romantik ruhlu bir köpek ve onun bu aşkına gönülden inanan minik sahibinin hikayesi “köpekler bale yapmaz”. Küçük kız bilir köpeğinin diğer köpeklerden çok farklı olduğunu, onların yaptığı hiçbir şeye ilgi duymadığını.
“Benim köpeğim müziği, dans etmeyi ve ay ışığını sever. Dedim ya, benim köpeğim farklıdır, kendini köpek gibi hisetmez.”
Ama kimse inanmaz küçük kıza ve her fırsatta bale yapmaya çalışan bu sevimli köpeğe. Her defasında aldıkları cevap aynıdır:
“Köpekler bale yapmaz!”
Hayatta kendini sadece bale yaparak var edebileceğini düşünen köpekçik çok mutsuz olur her seferinde. Geceler boyunca ağlar…
Ama pes etmez. Ta ki bir gün başbalerinin sakatlandığı bir gösteride onlarca izleyicinin önünde kendini tutamayarak sahneye atladığı güne kadar.
“Bir kuğu kadar zarif, bir peri kadar güzeldi. Seyirciler gözlerine inanamıyordu.”
O gün hem bu balerin ruhlu köpekçik, hem de ona inanan küçük sahibi için çok önemli bir gün. Köpekçik kendini ifade edebilmenin mutluluğunu yaşıyor, küçük kız ise ona inanmayan herkese rağmen genel geçer yargılarla yaşamak zorunda olunmadığını, herkesin kendi mucizesini yaratabileceğini kanıtlamanın mutluluğunu…




