Aklın yittiği, ruhun yığıldığı anlar…

IMG_1474

Her şey okuldan öğretmenin “Çınar biraz bulanık gördüğünü söylüyor. Belki muayene ettirmek istersiniz” diye aramasıyla başladı. Biz de bunun üzerine göz muayenesi olalım dedik ve tam 4 hafta süren kabus işte böyle başladı… Tarih 19 Ekim…

Göz muayenesinde bir şey çıkmadı ama doktor “Bir de göz dibine bakalım” dedi ve göz bebeklerini açan o lanet damladan damlatıldı Cancan’ın gözlerine… Ve 15 dakika içinde çocuk bir tuhaflaştı. Bakıyor ama dediklerimi anlamıyor gibiydi. Doktor göz dibine baktı bunlar bir yandan olurken. Ve “göz sinirlerinde siliklik var, göz ultrasonu yapalım” dedi. Ben tam yapsak mı diye düşünürken Cancan’ın hareketleri yavaşladı, sanki başka bir boyuta geçtiğini hissetmeye başladım. Bir şeyler olduğunu anlamıştım. Bir baktım yüzü ve göğsü kızarmaya başladı. “Çocuğuma bir şey oluyor!” dememle hemşire doktoru çağırdı. Doktor “Alerjik reaksiyon, hemen acile alalım” dedi ve ben Cancan’ı kucakladığım gibi acile koşmaya başladım. Bu arada Cancan “Sarı mouse’um nerede? Mutfakta legom var, getirir misin?” gibi tuhaf şeyler söylemeye başladı ki o anlar aklımı yitiriyorum sandım. Yaşadığım korkunun tarifi yok. Bir yeri kanar, bilirsin kanayacak ama dikiş atılacak ve bitecek. Ama insan çocuğunun dünyayla olan bağlantısını kestiğini görünce tam yüreğinin ortasına otuz kiloluk bir ağırlık inmiş gibi oluyor. Çocuk doktoru hemen geldi, kortizon ve antihistaminik iğne yaptılar. Bu damla 1000’de bir çocuklarda böyle bir alerjik reaksiyona neden olabilirmiş. ama ne doktoru, ne de çocuk doktoru böyle bir vakayla hiç karşılaşmadıklarını söylediler. o da bizi buldu işte :(( Kızarıklar iğneleri yiyince azalmaya başladı 10 dakika içinde ama çocuk doktoru zihinsel durumun 8-10 saat daha sürebileceğini, onu beklemektense serum vermememiz daha iyi olacağını söyleyince tamam dedik biz de, verin serumu. Ve böylece yarım saatlik göz muayenesine gittiğimiz hastanenin acilinde 5 saat kaldık. Gece 11 gibi hastaneden çıkarken Cancan hala bizim boyuta geçmemişti ama azalmıştı gelgitleri 🙂 Hastaneden çıkarken göz doktoru “Göz sinirlerindeki durum mutlaka ayrıntılı olarak araştırılmalı, çocuk nöroloğuna götürün” dedi. Ve bizim doktor doktor dolaştığımız 4 haftalık belirsizliklerle dolu kabus dönemimiz başladı…

Çocuk nöroloğu bir profesör, Hacettepe Hastanesi’nde beyin MR’ı, göz doktoru bir profesör, göz ultrasonu için bir radyolog… Nöroloğun “Beyinde sıvı birikmesi ya da fazla basınç olabilir, MR çektirmemiz lazım” sözleri ile benim kafamda sorular, endişeler, korkular hiç durmamacasına dönmeye başladı. 4 hafta boyunca hepsiyle mücadele ettim… Annemin ve Zerrinannemin “Nolur Deniz çocuğa hiçbir şey belli etme, korkularını ona geçirme, dik dur” telkinleri nedeniyle hiç bir şey olmamış gibi davranmaya çalışırken, beynimin içinde dönen onlarca soruyla mücadele ettim. Ve galiba hayatımda ilk kez bu korkuları merkezime almadan yaşayabilmeyi başardım… Bu gerçekten bir ilk… Çünkü annem ve Zerrinannem’in ne demeye çalıştığını çok iyi biliyordum. “Sen acıyla mücadele ederken ayakta duramıyorsun. Korku ve üzüntünün hayatını ele geçirmesine izin veriyorsun ve hayat duruyor senin için” Evet aslında bana hatırlattıkları buydu. Geçmişte hep böyle olmuştu. Ama artık böyle yapamam. Artık hayatta her olursa olsun korumak, kollamak zorunda olduğum bir can’ım var…

IMG_1642.JPG

Haa Cancan etkilenmedi mi? Tabi ki etkilendi. Mümkün mü? 1 ay içerisinde 4 farklı doktor, beyin MR’ı, göz ultarasonu… Çocuk garip bir şeyler olduğunu tabi ki fark etti. Göz doktorundan çıktığımızda Ozan dayısının nasıl öldüğünü, ona öleceğini doktorların mı söylediğini sorduğu anda, ruhumun bedenimden ayrılarak kaldırma yığıldığını hissettim………………… Aklım kendinde olmaya çalışarak mantıklı bir cevap bulmaya çalışıyordu. Ama ruhum kaldırımın köşesine yatıyordu öylece. O küçücük aklından geçenler, geçebilecekler bir andan zihnimde belirmeye başladı. O an içime sokmak istedim onu.. Yeniden içimde, haytatta olabileceği en korunaklı yerde olsun istedim… Bir yandan evladım için korkularım sardı tüm bedenimi, bir yandan da yokluğuna alışamadığım, hiç bir zaman da alışamayacağım canım… Ruhum ve bedenim ayağa kalkarken, bir damla göz yaşı bıraktılar kaldırımın o köşesine…

4 haftanın sonunda göz ultrasonunda kesinleşti ki göz sinirlerindeki bu siliklik doğuştan… 6 ayda bir kontrol edilecek. Yüreğimdeki otuz kiloluk yük bir anda kalktı doktor bunu açıkladığında. Kötü bir rüyaydı ve bitti… Varmış bir hayır tüm bu yaşananlarda da… Şükürler olsun ki teşhis edilebildi bu durum. Böylelikle kontrol altında tutulabilecek. Çaresi olan acılarla karşılaştırsın hayat bizi. Her acının ardından “şükürler olsun” diyebilme şansı versin. Tek dileğim, tek duam…

 

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

deniz giray hakkında

Ben deniz'im. Emre'nin sevgilisi, Çınar'ın annesiyim. Yay burcuyum. Bir mutlu, bir hüzünlüyüm. Bir umutlu, bir umutsuzum. Gitmeleri, yolculukta olmaları severim. Kendisi ve hayatla bir sürü sorunu ve bir sürü sorusu olanım. Cevapları bulmak için gayret edenim, bazense sadece resmi görmekle yetinenim. Öğrenmeyi severim. Hayatta pek çok hikaye, hikayelerde pek çok 'göz' olduğunu bilenim. Her gözün de bir görmediğini anlayanım. 'Huzur', 'sukunet' ve 'metanet'i arayanım. Ben deniz'im.

Kasım 25, 2015 tarihinde annelik halleri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Yorum bırakın