
Elif ile uzun süredir konuşuyorduk, yarı yıl tatilinde bize geleceklerdi Umi ile birlikte. Hem çocukların ‘kış buluşması’, hem de Ankara’ya taşınmamız şerefine ‘ilk ev ziyareti’ olacaktı. Ama haklı olarak Elif “Ankara’nın zorlu kış koşullarında gelmesek de yazın gelsek” deyince, doğru dedim, eve kapanacağız, gezemeyeceğiz… -10 derecede başka ne yapacağız ki? “Biz annemi de alıp Denizli’ye bir kaplıca otele gideceğiz, siz de gelsenize!” dediğinde ilk önce gelemeyiz oldu cevabım. Ama Emre “Gidin siz de, sizin için de değişiklik olur hem” deyince balıklama atladım fikre. Çınar ise coştu tabi 🙂 Hem Umi ile tatil, hem otelde kalma, hem de havuz! Daha ne olsun?

İzmir uçağı (25 Ocak 2016)
Böylelikle ilkokul hayatımızın ilk yarıyıl tatilinde düştük Denizli yollarına…

İzmir-Denizli yolunda (25 Ocak 2016) Denizli yollarına…
Çok küçüktüm Pamukkale’ye gittiğimizde. 4 yaşında falandım herhalde. Pamuk gibi bembeyaz taşları, taşların üzerinde yürürken hissettiğim yumuşaklığı hayal meyal hatırlıyorum. Türkiye’deki her doğal güzelliğin başına geldiği Pamukkale’nin de durumunun kötüleştiğini, taşların sarardığını, elden gitmeden son çırpınış olarak koruma altına alındığını biliyordum. O yüzden de çok merak ediyordum. Ve tabi bu deneyimin Cancan’ı da heyecanlandıracağını biliyordum.
Otel çok güzeldi. Yarı yıl tatili olması sebebiyle çocuk kaynıyordu. Hatta akşamları iki sevimli animatörle dans ve oyun saati bile vardı. Hoş bizimkiler ilk gün şöyle bir baktılar, ama çok çekmemiş olacak ki sonraki akşamlar kendi etkinliklerimizi yarattık 🙂
Otelin ortasında, odalara bakan büyük alanda bir havuz vardı. Burası normal havuz suyuydu. Biz Elif ile iliklerimizi ısıtma fikrine odaklandığımız için uzak durduk kendisinden. Ama çocuklar rahat rahat yüzebildikleri ve tabi bir de atlayabildikleri için her sabah “önce büyük havuza gireliiiiiimmm” pazarlığı yapıldı 🙂
Yemekler şahaneydi. Tatlı bölümü, özellikle profiterol şüphesiz Cancan’ın favorisiydi. Hatta bir öğlen yemeğinde tatlı köşesinde olmadığını görüp de dudakların uzadığını gören şef, akşam için hazırlananlardan birini getirerek Cancan’ın gönlünü fethetti 🙂
Elif, Zerriannem ve benim favorimiz ise şüphesiz sıcak su havuzuydu. Biraz küçüktü gerçi ama havuza girdiğimizde çıkardığımız rahatlama seslerine tabi ki engel olmadı b
u durum 🙂 Nasıl da ihtiyacı varmış vücudumun sıcak suyla rahatlamaya. Bir de Elif ile kese+masaj yaptırdık ki zevkin doruk noktasına o dakikalarda ulaştık! Biz bu ‘anlatılmaz, yaşanır’ dakikaları deneyimlerken, Cancan ve Umi de Zerrrinannane ile hamam sefasındaydı. Tek kelimeyle bayıldılar! Hatta ertesi sabahın pazarlığı “Bugün de hamama gideliiiiiimmm” oldu, o derece 🙂
Akşamları yemek sonrasında UNO partileri yaptık. Çocukların sevmesi bir yana, bir akşam bir baktık ki çocuklar ortalıkta koştururken biz kaptırmışız kendimizi 🙂
Otelin bahçesinde bir de açık sıcak su havuzu vardı aslında. 3 gün boyunca “Girsek ya?” dedik. Çocuklar değil de biz bir deneseydik iyiydi. Ama içerideki havuzda ısınan kemiklerimiz ağır bastı, “Artık bir dahakine” diyerek otelden ayrıldık.
İzmir’e dönüş yolunda da Pamukkale’ye uğradık. Önce travertenlerin aşağısındaki göl
kıyısında balıklara ekmek attık. (İki lokma ağza, bir lokma balıklara olarak gerçekleşti tabi o 🙂 ) Sonra da yukarıya, travertenlere çıktık. Ne yazık ki su kalmamış travertenlerde. Elif ve ben neredeyse yüzdüğümüzü hatırlıyoruz, ama şu anda ayaklarını şöyle ucundan sokabildiğin su birikintileri kalmış 😦 Tabi koruma altına alındığı için ayakkabıyla ayak basılamıyor, çıplak ayak dolaşılmasına izin veriliyor sadece. Havanın soğuk olmasından kelli anne damarlarımız ağır bastığı için
veto yiyen cücelerin yüzleri düştü giremeyince.”Nasıl da güzel görünüyor, hadi gelin fotoğraf çekelim” diyerek ilgiyi kaydırmaya çalıştıysak da gözlerden dökülen iki damla engel olamadık tabi. Ama fotoğraflarımızı da çektik 🙂
Ezcümle ikimiz için de çok güzel bir tatil oldu. Senede iki kez görüşebildiğimiz için Umi ile vakit geçirmek hem bana, hem de Cancan’a çok iyi geldi. En zoru Umi’den uzak kalmak. Zerrinannem benim için hep “Benim o sıralarda işim vardı çocuğum, annene verdim seni doğursun diye” der. İşte benim hissettiğim tam da bu Umi için! Canım kızım, ilk göz ağrım. Hep birlikte olun. Uzak da olsanız birbirinizden, hep birbirinizin sırdaşı, dert ortağı, cankardeşi olun… Aynı annelerinizin olduğu gibi…

Şubat 9, 2016 tarihinde gezmeler, tozmalar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.


Yorum yapın
Comments 0