Hala bütünüyle geçerli olan 11 çocukluk klişesi
Eğer hala kafamızın içinde yankılanmakta olan çocukluktan gelen sesi takip edersek, yetişkin hayatımızda daha iyisini yapabiliriz.
Çocukken anne ve babanız da size sınırlar koyuyor muydu? Benimkiler de koyuyordu.
Ancak benim gibi bir çocuk idiyseniz, hepsini sorgulamışsınızdır.
Neden pijama partilerinde gece yatıya kalamadığımı ya da neden yatma vaktinde bir kase meyveli kahvaltılık gevreği yiyemediğimi merak ederdim (Annem her zaman “Aç olduğunu düşünüyorsun ama sadece çok yorgunsun. Yatağa git ve uyu” derdi. Teşekkürler anne.)

Eğer bir sürü fonksiyon bozukluğundan acı çekmiş bir aileden geliyorsanız (benimki gibi) ve ebeveyniniz “Yılın Disipline Edicisi” ödülünü kazanmadıysa bile, yine de onların size anılarınızda derinlere gömülü olan öğrettiklerinden çok değerli dersler elde ettiğinize bahse girerim.
Yetişkinliğe geçtiğim şu dönemde, kendi sınırlarımı nasıl koyacağımı öğrenmeye çalışıyorum. İronik bir biçimde, çocukluğumdaki sınırlardan öğrenecek tonla şeyin olduğunu fark ettim – bir yetişkin olarak daha dolu bir hayat yaşamam için bana yardımcı olacak şeyler.
İşte hayatımın her anında, işte, evde, her yerde hatırlamaya çalıştıklarım:
- Julie’nin bir şeye sahip olmak istemesi, benim de istemem gerektiği anlamına gelmiyor.
Bu kural yeni bir püskülle süslenmiş scooter için de, yeni bir bilgisayar oyunu için de geçerli. Yetişkin olduğumda öğrendim ki bu daha çok başkalarının sahip olduklarını istemekle ilgili bir durum, tıpkı bebeklerde ya da görev bilinci yüksek ailelerde olduğu gibi.
Psikoloji profesörü ve araştırmacı Sonja Lyubomirsky’e göre mutsuz insanlar kendilerini başkalarıyla karşılaştırırlar çünkü gerçek mutluluğun arkadaşlarımız başarısız, bizimse başarılı olduğumuzda geleceği fikrine itibar ederler. Karşılaştırma, her mutluluk anında bizi soyan bir hırsıza benzer – eğer izin verirsek.
- Hayat adil değildir.
Bazıları spa merkezi üyeliği alırken, bazıları tahliye taahhütnamesi alır. Bazıları yılbaşı ikramiyesi kazanır, bazıları işten çıkartılır. Bazıları tam kapsamlı sağlık sigortasına sahiptir, bazıları gecikmiş faturalar yığınına. Ana fikri anladınız mı? Yetişkinlik -ve hayat- adil ve dengeli değildir.

Her birimizin, hayatlarımızın farklı noktalarında, acının farklı bir çeşidini, kırgınlığı ve kalp sızısını yaşadığımızı yavaş yavaş kabul etmeyi öğreniyorum. Fakat her gün önem arz eden konularda eşitlik için mücadele etmekten de vazgeçmeyeceğim. Acının kendilerine düşen payını ve adaletsizliği hak etmeyen insanların sesi olarak konuşacağım.
- Ağla, bunda bir sorun yok.
Babam bütün yıl çalıştığım ve takımımın kaybettiği amigoluk yarışmasını kaçırdığında yaşadığım kötü gün ete kemiğe bürünmüştü. Annem beni kavradı ve yumuşacık elleriyle sildiği gözyaşlarımı meşru kıldı.
Bir yetişkin olarak adil olmayan hayatın yükünü her hissettiğiniz an ağlayabilirsiniz, bunda bir sorun yok. Hayat, hayattır.
- Aile önce gelir.
Çocukluğumda bir arkadaşımın doğum günü partisine gitmek için arabanın yanında parti kıyafetlerimle beklediğimi, ama hastanede yatan anneannemi ziyaret etmek üzere aniden arabanın yolunu değiştirdiğimizi hatırlıyorum. Çocukken aileniz acil bir durum ya da ihtiyaç nedeniyle çağrıldığı için istediğiniz şeyi elde edemediğinizde döktüğünüz gözyaşlarını hatırlıyor musunuz? Zor bir durum ama sevmeyi öğretiyor.
Bugün bağımlılığı nedeniyle büyük mücadele veren babam aradığında, ne olursa olsun çağrısına cevap veriyorum. Amcamın ameliyat olması gerekse, hemen uçağa atlarım ve tüm ailemle birlikte bekleme salonunda saat tik taklarını izlerim. Önemli bir şeyi kaçıracak olsam da, uçarak senin yanına gelirim. Senin için orada olurum. Çünkü seni her şeyden daha çok seviyorum ve bu ajandamdaki her şeyden çok daha önemli ve büyük.
- Konuşmadan önce düşün.
Haftalar önce aldığım yeni çamaşır makinesinin eve teslimatında yaşanan dördüncü başarısız girişimle ilgili müşteri hizmetlerine telefonda serzenişte bulunduğumda, tüm görgü kuralları pencereden uçup gidiyor. İstediğim şeyin istediğim anda olmasını istiyorum. Şimdi. Dün.
Fakat ya o müşteri hizmetleri temsilcisi endişelerinden dolayı acı çekmekte olan sevdiği biriyle sabahlamış ve işe daha yeni gelmişse. Gerçekten tükenmiş birine pek de sevgi dolu yaklaşmamış olurum. Yani belki –sadece belki- anneler bu altın kural konusunda haklıydılar.
- Akşam yemeğinde dondurma ye.
Büyük bir tane al. Makineden 20 farklı atıştırmalık al. “Gilmore Kızları” stili takıl: Karar vermemeye karar ver ve her çeşidi dene.

Hepimizin rutinden kaçarak dinlenmeye ve bütçeyi bir kenara atıp çocukça bir karar vermeye ihtiyacı var.
Kraker ve bisküvilere ihtiyacım var mı? Muhtemelen yok. Ama tekrar çocuk olacağım bir gün geçirmeye ve annemin akşam yemeğinde dondurma yemem konusundaki önerisini kabul etmeye ihtiyacım var. (Tamam, büyük ihtimalle annem o gece akşam yemeği hazırlayamayacak kadar yorgundu, ama sizin de yorgun olduğunuz zamanlar olmuyor mu?)
- Dünyayı kurtar.
Erkek kardeşim ve ben, bizim bölgemizde olmamasına rağmen, annemin de öğretmenlik yaptığı düşük gelirli bir ilkokulda okuduk. Bir gün kardeşim okuldan eve geldi ve arkadaşının neden her gün aynı kıyafetleri giydiğini sordu. Annem zor soruları kafasında çözümlemeye çalışarak tarttı ve ihtiyacı olan arkadaşlarımıza isimsiz bir şekilde bağışlanmak üzere seçim yapmak için dolaplarımızın başına gittik.
Dünyayı kurtarmak için duyulan bu çocukça heyecan ya da sadece bir arkadaşa yardımcı olma hali nereye gitti? Gözlerimi açmak ve zor sorular sormak istiyorum ve neden endişe ettiğimi hatırlıyorum.
- Özür dile.
Bir arkadaşıma haddimi aşan bir şey söylediğimde ve o beni ispiyonladığında, zorla diletilen o mahcup edici özürleri hatırlıyorum. Bir çocuk olarak özür dilenecek senaryoları öğreniyoruz, ama nasıl ve ne zaman gerçekten özür dilemem gerektiğini öğrenmem epey zamanımı aldı.
Babam bağımlılığına yeniden başladığı için özür dilemeye çalıştığında, nasıl gözlerinin içine bakıp özrünü kabul edeceğimi bilmiyordum. Bir arkadaşım neden onu hayal kırıklığına uğrattığımı anlattığında, üzgün olduğumu söyleyip özür dilemedim. Fakat hala deniyorum. Birinin kendisine bir özür borçlu olduğumu göstermesini beklemek yerine “Özür dilerim” kuyruğundaki ilk kişi olmak istiyorum. Ve sevdiğim insanlar benden özür dileme cesaretini gösterdiklerinde, ben de gözlerinin içine bakarak onları dinleme cesaretini göstermek istiyorum.
- “Sevgi” notları yaz (Öyle yapış yapış olanlardan değil)
İkna oldum ki 1.Hayat herkes için gerçekten ama gerçekten zor, 2.Hepimiz daha çok sevgi mektuplarına ihtiyaç duyuyoruz. Annem her gün peçetelerin üzerine notlar yazar ve beslenme çantamın içine koyardı.

Hayatımda kimlerin onları sevdiğimi bilmeye ihtiyacı var? Kimlerin bu koskoca dünyada birinin onları gördüğünü, duyduğunu ve tanıdığını hatırlatan peçete notlarına her gün ihtiyacı var?
- Konuş (özellikle zorbalarla).
Saç çeken kızlar grubumla birlikte okul danışmanımızın koltuğunda haftalık seanslar kazanmıştık. Öğrendiğimiz klasik: “Sen …. yaptığında, ben …. şekilde hissediyorum.” Birbirimize zorbalık yaparak boşu boşuna zaman harcadık ama kollarımızı kavuşturup somurtmak daha kolay olacağı yerde bunun hakkında konuşmaya zorlandık.
Buradaki ana fikri biliyorum çünkü eğer sadece konuşabilseydik hayat çok daha kolay olurdu. Ama değil. Aslında zorlu diyaloglardan kaçınmaya inatla devam etmeyi tercih ederim. Ancak korkumu belli etmemeye, canımı yakan insanlarla zahmetli bir yerlere gitmeye, sevilmediğimi ne zaman ve nasıl hissettiğim konusunda dertleşmeye çalışıyorum.
- Eline yüzüne bulaştır. Yeniden dene. Tekrarla.
Her gün bir şeyi (ya da pek çok şeyi) elime yüzüme bulaştırıyor ve yanlış yapıyorum. İnsanların duygularını incitiyorum. Yanlış yoldan yürüyorum. Dinlemem gerekirken kontağı kapatıyorum. Doğruyu söylemem gerekirken yalan söylüyor ya da sahtekârlık yapıyorum.
İyi haber şu ki hepimiz hatalar yapıyoruz. Kulağa kaba gelen alaycı bir şey söylediğimde, kendime geleceğim ve insani şeylerle dolu bu hayatta tekrar deneyeceğim.
Günlük yapmamız gereken işler ve uyku zamanı çizelgeleriyle geçen günlerimiz sona ermiş olabilir ama hala kum havuzunda nazik bir biçimde oynamayı öğrenebiliriz.

Kurallar ve sınırlamalar verimli ve tatmin edici hayatlar yaşamamıza yardımcı olabilir. Tıpkı annemin “Ayın Onur Öğrencisi” sertifikalarımızı buzdolabının üzerinde gururla sergilediği zamanlarda olduğu gibi.
Ailem akşamları beni sarıp sarmalar ve sabah da “Seni seviyorum” diye fısıldayarak okula gönderirdi. Köklerime geri dönmek istiyorum. Eve dönüş yolumu bulmak istiyorum-tüm kuralların sevgiyle oluşturulduğu yere.
Kaynak: http://www.upworthy.com/these-11-childhood-cliches-are-still-totally-on-point?c=hpstream
Eylül 23, 2016 tarihinde okumalık içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.


Yorum yapın
Comments 0