İlkokulla birlikte başlayan yeni hayat…

“Gör bak öyle çabuk geçecek ki zaman, bir bakacaksın ilkokula başlamış!” derlerdi. Evet öyle oluyormuş gerçekten; daha dün insanın içini huzurla dolduran o bebek kokusunu içine çekiyorsun, bugün okul açılış töreninde sıraya girdiğini görüp gözyaşlarına hakim olmaya çalışıyorsun. Bir yandan yüzünde “Her şey çok güzel olacak” gülümsemesiyle onu rahatlamaya çalışıyorsun; bir yandan da onu ilk kollarına aldığında hissettiklerini hatırlıyorsun, uykuya dalmak için parmağını emerken çıkarttığı cokcok’lar kulağında çınlıyor, tüm ilk’leri zihninde şöyle hızlı bir geçiş yapıyor…
Evveeeett cancan ilkokula başladı! Ana sınıfını saymıyor insan, birinci sınıfta gerçekten okullu olunuyor. Geçen sene okul kapandığı günden beri kendinin de dilinde bu heyecan. “Ben seneye ilkokula başlıycam di mi annişko?” sorusunu bu yaz kaç defa duydum acaba? 🙂 Önünde farklı bir kapının aralandığının, artık hayatının daha bir farklı olacağının farkında o da. O küçücük bedeni için ne büyük bir heyecan, ne büyük bir kalp çarpıntısı!
Okul kıyafetlerini alırken ya da kitaplarını kaplatırken değil de, kitaplarına ve kırtasiye malzemelerine isim etiketlerini yapıştırırken dank etti aslında benim kafama da. O zaman bir heyecan bastı. “Çınar Giray – 1C”. 1 mi, 1 mi?!!!
Sonra ilk gün geldi çattı… Okul kapısından içeri girerken “Başlıyor tören, acele etmemiz gerek” dedim. Yüzü değişti, çenesi titremeye başladı. “Ama ben ne yapmam gerektiğini bilmiyorum” diyerek ağlamaya başladı. Tören deyince yıl sonu gösterisi gibi bir şey olacağını, sahneye çıkıp bir şeyler yapması gerektiğini düşündü.
“Ama ben şarkıları unuttum” diye aklından geçirip panikledi şaşkın 🙂 “Biz bir şey yapmayacağız, sadece sıraya gireceğiz ve İstiklal Marşı okunacak” deyip kapıdan girmeye ikna etmeye çalıştım birkaç dakika. Neyse ki o anda İstiklal Marşı okunmaya başladı da gördü çocuklar sadece sıraya girmişler, o zaman içeri girebildik ve kendi sınıfının sırasına geçti. O an kafamda yankılanan iç sesim “Amaa yaaa daha çook küçük benim çocuğum…” diyordu 🙂
Artık gerçekten kendi dünyanda bir başına olduğun yeni bir alan açıldı biriciğim. Kendi kararlarını tek başına vereceğin, zorluklar ve zorunluluklarla bir başına mücadele edeceğin, kendi çözümlerini yaratıp yolunu kendinin bulacağın bir alan… Zaten anne ve babanı daha az yanında isteyeceksin belki de bu alanı şekillendirirken. Her zaman doğru karar veremeyeceksin ciğerimin köşesi. Bazen tökezleyeceksin, hatta başının üzerine çakılacaksın. Üzüleceksin, için yanacak bazen. Kalbinin lime lime edilip eline verildiğini hissedeceksin. Olsun, hepsi senin olacak, hepsini sarıp sarmala canım oğlum. Gülümsemenin gücüne hep inan. Mutluluğun da mutsuzluğun da bulaşıcı olduğunu unutma! Hayatta yaşadığın her şeyden öğreneceğin bir şeyler var. Yaşarken öyle hissetmeyeceksin, biliyorum. Hatta ben sana bunu her söylediğimde aldırmayacaksın bana, duymayacaksın beni. Ama bir gün gelecek anlayacaksın hepsinin kıymetini.
Yolun açık ve aydınlık olsun cancanım. Ben mi? Ben hep sen nerede istiyorsan oradayım. Yanı başında, arkanda, sağında, solundayım. Ben hep “oradayım” annecim.

Eylül 26, 2016 tarihinde annelik halleri, cancanlık halleri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.


Yorum yapın
Comments 0