Kategori arşivi: cancanlık halleri
Ve önlenemeyen son: “Ben büyüyünce futbolcu olucam!”
Valla bayağı direndim ne yalan söyleyeyim. Emre’nin “Boşuna direniyorsun, önünde sonunda futbol hayatına girecek!” yorumlarına karşı tavrım gayet netti: “Tüm spor dalları tamam, ama lütfen futbola karşı mesafeli olalım.” Ama tabi bir aile klasiğimiz olarak Emre yine yeniden haklı çıktı 🙂 Hatta hayatına girmekle kalmadı, sıklıkla dile getirilen bir hayale dönüştü: “Ben büyüyünce futbolcu olucam!”
Aslında 7 yaş ile birlikte yavaş yavaş ilgisi başladı cancanın futbola. Başta mesafeliydi yine de, sitede Demir ile, okul çıkışı da sınıf arkadaşlarıyla bahçede oynuyordu sadece. Tıpkı hayal ettiğim gibi 🙂 Ama kısa sürdü bu mesafeli ilişki! Bir sene içerisinde olay bayağı büyüdü. İkinci sınıfla birlikte ise gelecek hayallerine nüfus etmeye başladı futbol 🙂 Önce okuldaki erkekler arasında müthiş bir alış-veriş olayına dönüşen futbolcu kartları girdi hayatımıza. Eskiden kitapçılarda sadece kitap bakardık, şimdi futbolcu kart kutularına ve albümlerine bakıyoruz. (Neyse ki hala kitaplara da bakıyoruz her geçen gün kabaran bir iştahla, tek tesellim :)) Her yerimiz
kart oldu, mutfak tezgahından, yemek masasının altından, tuvaletlerden kart topluyorum. Okuldan eve gelen cancanı kapıda şöyle karşılamaya başladım: “Annişkooo bugün çok acayip bir şey oldu. 110-110-110 kartım oldu, Ömer’le Messi’ye karşılık değiştim.” Bütün gün okuldan eve gelmesini bekleyen ve kapıda kollarını açmış boynuna atlaması için hazırlık yapan anne kalakalır. Beceriksizce duyguyu paylaşma hali içerisindeyim tabi: “Aaaa ne güzel annişkom, çok güzel olmuş gerçekten” 🙂
Sonra Emre’nin de yadsınamaz katkılarıyla (ki kendisi garip bir biçimde şiddetle yadsıyor!) futbol maçları izlenmeye; hatta yurt içi, yurt dışı maç sonuçları takip edilmeye başlandı. Televizyondan gelen maç seslerini üst kattan duyan ve merdivenleri üçer üçer inerek salona giren annenin ağlamaklı bir yüz ifadesiyle babaya yaptığı kaş göz hareketleri baba tarafından her seferinde görmezden gelindi tabi! Söylememe bile gerek yok, okulda her teneffüs
futbol oynanıyor. Hatta maç için takım kurarken birbirlerine girdikleri için sınıf öğretmenleri ve rehberlik öğretmenleri bir fikstür oluşturmuşlar! Artık gün gün takımlar belli ve öğretmenlerinin belirledikleri takvime göre maçlarını yapıyorlar. Şaka gibi :)) Okul kıyafetleri de tabi ki nasibini alıyor bu durumdan. Tişörtlerin arkalarını koşarken sıçrayan çamurlar, pantolonların dizlerini ise yırtıklar süslüyor 🙂 O çamurlar yıkamakla çıkmıyor, dizdeki yırtıklar da diktirmekle kapanmıyor.
Artık ben de bıraktım ipin ucunu valla. Hatta yüzme takımında da olan altılı kankalardan bir tek cancan futbol kursuna gitmiyordu, ona da başladık geçtiğimiz hafta. Havaların ısınmasını bekledim, yoksa bir tek cancanın gitmemesi, diğerlerinin üzerilerinde formayla antrenmana gelmeleri karşısında içim cız ediyordu işin doğrusu. Artık hafta sonları 09.30-10.30 futbol antrenmanı, 11.30-12.45 yüzme antrenmanındayız. Nasıl bir enerji anlamak mümkün değil valla!
Ne diyeyim, artık direnmeme kararı aldığım maddelerden birine daha tik atmış bulunmaktayım. Artık dağılabiliriz!
Bir oyunla dünyayı dolaşıyoruz

Geçen hafta Aile ve Çocuk Fuarı’na gittim. İyi Cüceler‘in de bir standı vardı. Bizde olmayan Deyim Kartları‘ndan alırken, kitabevinin sahibi Esra Hanım tavsiye etti bu oyunu. Hem hafıza, hem de ülkeler ve özellikleri ile ilgili bir oyun olduğunu anlayınca hemen aldım. Gerçekten de harika bir oyunmuş. Akşam okuldan dönen cancan da pek heyecanlandı oyunu görünce. Hemen oynadık tabi. Tahmin ettiğim gibi bayıldı. Şimdi her gün oynuyoruz neredeyse. Bu yazının geri kalanını okuyun
“Sen benim parlayan güneşimsin…”

Bir süredir böyle diyor bana cancan. Sevgisi kabardığında. Sarıldığında. Yüzümü okşuyor bazen söylerken. Ya da saçlarımı. Her söylediğinde kalbimi kocaman bir mutluluk dolduruyor. Gözlerimden yaşlar fışkıracak gibi oluyor. Bu hayatımda duyduğum en güzel, en mutluluk verici iltifat. Hele de söyleyen evlat olunca… Bu yazının geri kalanını okuyun
Ailemizin yeni üyesi ‘peynir’

Ankara’ya taşındığımızdan beri cancan köpek istiyordu. Oturduğumuz sitede belki de köpek sahibi olmayan tek biz vardık, onun da etkisi olmuş olabilir! Ne yalan söyleyeyim ben de çok istiyordum. Tarçın ve Çilek’ten sonra hiç kimse girmemişti hayatımıza, eksikliğini çok hissediyordum. Ama babayı ikna etmek bayağı bir vaktimizi aldı. Bu sene yazın alırız artık diye düşünüyordum ama taşınma işi çıkınca bu sene de olmaz diye geçirmiştim içimden. Bu yazının geri kalanını okuyun
Kürkçü dükkanına döndük!

Ocak ortasında hayatımızı yeniden değiştirecek kararlar aldık Emre ile. Ankara’daki yaşantımızdan çok mutluyduk aslında. Kompak bir hayat, yormayan bir şehir, Çınar’ın yaşantısını zorlamayacak bir günlük akış, vs. Ama işte hayatta hiç büyük konuşmayacaksın. “İstanbul’dan kurtulduk, bir daha dönmem valla!” diyen ben, kaşla göz arasında yeniden okul, ev arayışına girmiştim bile. Arayış hemen başladı ama durumu sindirmem bir hayli zaman aldı. Bu yazının geri kalanını okuyun
Eee bildiğin karne bu!

Veeee hep çok zor denen ilkokul birinci sınıfın ilk yarısını tamamladık. Bütün şaşkınlığımla “Karne verirler mi ki acaba?” diyordum. Hani ana sınıfındaki gibi gelişim raporu falan verebilirler belki diye düşünerek. Sonra bir baktım ki, bildiğin karne 🙂 Yahu tabi ki karne alacak, çocuk ilkokula başladı. Ama anne hala kabullenemiyor durumu! Bu yazının geri kalanını okuyun
Biz bulduk!
Geçen gün akşam yatmadan önce yatak sohbetimizi yaparken cancandan bomba bir bilgi aldım:
Ç: Çüş ayıp bir kelime…
D: Yani evet kaba bir kelime ama atları durdurmak için de ‘çüş’ denir.
Ç: Çüş kelimesini Okyanus’ta biz bulduk.
D: Nasıl yani?!?
Ç: Hani Okyanus’ta Bora vardı ya, işte o buldu. Sonra nasıl bütün dünyaya yayıldı anlamadım.
:))))))))))))
Gerçekten inanıyor böyle olduğuna. Çocukluğun pek çok özelliğini hayranlıkla keşfediyorum cancan büyüdükçe… Ama o saflık var ya, işte o beni büyülüyor…
İlk yarış… İlk heyecan…

Valla da yarışı hatasız tamamladı benim cancanım! Nasıl bir heyecandı anlatamam. Tüm takım için heyecanlandık. Hem çocukların, hem velilerin ve bence hem de Ece hocamızın kalp atışları tavandı 🙂 Bu yazının geri kalanını okuyun
Bir minik yüzücü

İstanbul’da başlamıştı cancanın yüzme hikayesi… İstanbul’da İstek Okulları’nın içinde küçük bir yüzme kursu bulmuştuk. Cancanın anaokulu, yaz okuluna katılan çocukları gönderiyordu bu kursa. Bize de tavsiye etmişlerdi. Eve yakın, bir de okuldan arkadaşları da gidiyor diye başlatmıştık. Ahhh ne zor olmuştu alıştırmak. Yeniliklere alışmak konusunda oldukça tutucu olduğu için kendisi! “Girmem, utanıyorum” diye ağlıyordu her hafta sonu 🙂
Sonra öğretmene alışınca hepimiz rahat bir nefes alabilmiştik. Ama şimdi anlıyorum ki orada sadece suyun üzerinde durmasını öğretmişler 🙂 Yüzmeye şimdi başladı! Bu yazının geri kalanını okuyun
Ruhumuza gıda olan şarkılar

Tam olarak hatırlayamıyorum ama herhalde özellikle son altı aydır falan Emre seveceğini düşündüğü şarkıları dinletiyor cancana. Türkçe şarkıların yanı sıra İngilizce şarkılar da var repertuvarda. Favori listesine giriyor bazıları. Ama kabul etmeliyim ki Emre’nin seçimlerinin çoğu favoriler arasına yerleşiyor 🙂 Bu yazının geri kalanını okuyun

