Kategori arşivi: sayıklamalar

Kayboldum, yolumu arıyorum!

IMG_6319Çok uzun zaman oldu… Sadece yazmayalı değil, şöyle adam akıllı bir kendime dönmeyeli… Bakıp da görmek istemeyeli… Öyle istemedim ki hatta buraya girip yaşanmışlıkları bile görmeyi içim almadı galiba. Belki yedi sekiz aydan fazla oldu… Çok uzun zaman… Bu yazının geri kalanını okuyun

Mutsuzum, çok hastayım, güldür beni doktor

Öldüm ama hayattayım, tarifi çok zor

Çıkmaz bir sokaktayım, gel bul beni doktor

Sanki çocuk yaştayım, bana bilmeceler sor

Yeni yaş sayıklaması…

IMG_172240 mıııı??? Aman allahım nasıl yani??? Yok zaten 40 olmadım lütfen, 39’umu bitirdim, buna 39 diyoruz! Her şeye alıştım… Yüzümdeki çökmeye, gözlerimdeki ışığın azalmasına, yüzdeki o fresh ifadenin yıllar içinde kaybolmasına… Ama ‘yaşım 39’ demeye bir türlü alışamadım, alışamıyorum! Hiç öyle hissetmiyorum. Gerçekten hissetmiyorum! Ne yalan söyleyeyim, aynaya baktığımda bile gördüğüm yaş 39 değil. Herkeste durum bu mudur acaba? Yoksa bende bir tuhaflık mı var? 🙂 Bu yazının geri kalanını okuyun

“Ben”de değiştiremediklerimiz hep en canımızı yakanlardan değil midir?

IMG_1328

Kendimle ilgili en dertli olduğum konudur bu… Bilirsin hata yaptığını, “değişmem, değiştirmem lazım” dersin her seferinde ama olmaz, olamaz ya…

Bugün öğretmenin aradı. Aslında sıradan bir konu için. Sonra nasılsınız deyince “Biz iyiyiz, Çınar da çok mutlu görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz onu merak ediyoruz” dedim. Bir sürü güzel şeyin ardından “Çınar her sınıfta aranılası bir çocuk. Her yönüyle. Elinize sağlık” dedi. Onun bu içten yorumu beni bir anda darmadağın etti. Aslında bir yandan içimde müthiş bir mutluluk uyandı, ama bir yandan da saniyeler içinde şunlar geçti aklımdan: Bu yazının geri kalanını okuyun

Yeni hayat…

Yepyeni bir hayata başladık. Bir buçuk ay oldu bile Ankara’ya taşınalı. Ne kadar hızlı geçmiş zaman şimdi bakıyorum da. En ilginci üçümüz de öyle çabuk alıştık ki. Sanki koskoca bir hayatı arkada bırakmamışız gibi, sanki hep bu anı bekliyormuşuz gibi…

Tabi ki zor yanları var. Dostları bıraktık geride. İşte en zoru da bu zaten. Ama galiba evimize, yeni arkadaşlara alışmaya çalışmanın heyecanı içinde, belki biraz da yazın içimize saldığı mutluluk ile minimum yara ile atlattık, atlatıyoruz. Belki zamanla daha su yüzüne çıkacak sızısı. Belki de yaşayacağımız yeni deneyimler kolayca dinderecek, kim bilir…

IMG_0420Cancan çok mutlu. Onu öyle görmek beni de öyle mutlu ediyor ki… İstediği zaman dışarı çıkabilmek, babişko işten geldiğinde evin önünde top oynamak, akşamları çiçekleri sulamak onu çok iyi hissettiriyor, gözlerinden anlıyorum. Gözlerindeki pırıltıdan.

Bir de tabi yeni kankası Demir var 🙂 Hep içimden derdim ki “İnşallah onun yaşında, iyi anlaşacağı bir çocuk, ailecek görüşebileceğimiz bir komşumuz olur”, öyle de oldu gerçekten. Demir 7 yaşında. Çınar’la pek çok konuda çok benziyorlar. Sanırım o yüzden de çok iyi anlaşıyorlar. Sabahtan akşama kadar beraberler 🙂 Saatlerce oyun oynuyorlar, onları dinlemek içimde kelebekler uçuşmasına neden oluyor 🙂 Kendi dünyalarında, bin bir çeşit hayalleri ve onları ifade ediş biçimleri beni büyülüyor. Birbirlerini sıkmadan, birbirlerinin isteklerini asla göz ardı etmeden, uyumlu ortak bir dil oluşturdular. IMG_0722Hatta zaman zaman birbirlerini motive bile ediyorlar. Dün birlikte resim yaprlarken Çınar “Benim resmim hiç güzel olmadı” dedi hafifçe dudağını büzerek. Demir ise candan bir tavırla “Bence güzel oldu, gökkuşağın çok güzel” dedi 🙂

Hepimiz biraz daha uysal, biraz daha sakin olduk buraya geldik geleli. Tepkilerimizdeki gerginlik azaldı. En büyük beklentimiz de buydu Emre ile. Daha sakin bir yaşam, daha akışına bırakan bir tavır. Oluyor gibi gerçekten de. Bunu görmek, beni en mutlu eden yanı oldu bu yeni hayatın. Umarım artarak devam eder bu hal, malum İstanbul’dan sonra arınmamız o kadar çabuk olamaz 🙂

 

Babadan uzak olmak

wpid-20150201_141118.jpg

Tam dört hafta oldu babamız başka bir şehre taşınalı.

Hayatımız için çok önemli bir karar aldık. Geldiğimin daha birinci ayında “Gel gidelim biz şehirden! Bu şehir bize sadece k getirir…” dediği İstanbul’u terk eyleme kararı aldık sevgilimle. Bunları söylediğimde sevgili bendeki gitma hallerinin hiç sonu gelmediğini bildiğinden olsa gerek “Dur bakalım” demişti. Ben ise tam 14 yıldır onun için de bu fikrin olgunlaşmasını bekledim.

Ama dile kolay 14 sene… Kök saldık bunca sene içinde bu şehre. Sevdiklerimiz çoğaldı, severek yaptıklarımız, vazgeçmekte zorlanacağımız alışkanlıklarımız arttı. Kök salmayı hiç sevmezdim eskiden. O yüzden de “köksüzüm ben” derdim. Severdim bu köksüzlük halini. Ama yaş ilerledikçe bir sürü şeye olduğu gibi bu hale bakışım da değişti sanırım. Alışkanlıklar daha bir nüfuz etmeye başladı ruhuma.

Ama bu şehrin karmaşası, içimize soktuğu ve asla kabullenmek istemediğimiz o canavar ruhun benliğimizi ele geçirmeye başlaması, birbirimize, hayata bakışımızı hunharca değiştirmesine karşı duyduğum huzursuzluk hali hep baki kaldı. Bu yazının geri kalanını okuyun