Savrulun mikroplar, limon geliyoooorrr

Tam da başlıktakini söyleyerek ikna ettim ilk denememizde.. “Bak annecim, mikroplar vücuduna girdi, nasıl da burnun akıyor. Şimdi onunla mücadele etmemiz gerek. Vücuduna savaşacak gücü vermemiz lazım ki güçlü olsun. Limon bu işin ustası. Limon boğazından akarken mikroplar kaçacak delik arayacak.. Bak valla arayacaklar…” 🙂
Ve sonuç, o limon lıkır lıkır içildi 🙂
Nasıl bir mucizedir şu limon, inanılmaz gerçekten… Emre ile hayatıma girdi.. Nezle, grip gibi üst solunum yolu vakalarında ilaç içmem genelde. Bırakırım kendi haline 🙂 İlaç içtiğim bir elin 5 parmağını geçmez sanıyorum. Ne yalan söyleyeyim ilk başlarda da sırf Emre ısrarlarını bıraksın diye içiyordum. Ama sonra bir baktım işe yarıyor cidden. Ne zaman kendimi biraz kırık hissetsem, akşam yatmadan önce bir limon ve sabaha zımba gibiyim 🙂
Şimdi de oğluş başladı. 4 gün arka arkaya içtik gece yatmadan önce. Ve hastalık ilerlemediği gibi kesildi bir de 🙂 Seviyoruz biz ailecek ilaçsız hayatı. Aman nazar değmesin, her hastalığımız böyle olsun… Limon aradığımız tek çare olsun…
Bildiğin okuyor bu cancan yahu :))
İlk okuma kitabı geldi okuldan. Nasıl da mutlu oluyor okurken… Her sayfanın sonunda “Nasıl hızlı okuyorum ama di mi?” diye soruyor bir de 🙂
Ankara’da bir vaha…
Bugün Eymir Gölü’ne gittik. Daha önce gitmemiştim, çok şey kaçırmışım. Kupkuru Ankara’nın vahasıymış gerçekten Eymir. Su nasıl da insanı sakinleştiriyor. Çok iyi geldi. Bir de neyse ki bugün yürüyüş günümdeymişim, Emre’nin “hadi artık dönelim” ısrarlarına karşı cancan ile birlikte “hayııııır” dedik sürekli. Hayret ki cancanın da yürüyesi vardı. Aslında göl kenarına ulaşıp taş atma fikri de kendisinin yürüyesinin gelmesinde etkili olmuş olabilir tabi 🙂 Bu yazının geri kalanını okuyun
Ne kadar da özlemişiz…
Herhalde 6 sene falan oldu bir tiyatro oyununa gitmeyeli. Oysa cancandan önce çok giderdik. Emre telefon edip “Annemler de burada, acaba bu Cuma tiyatroya gitsek mi?” dediğinde acayip heyecanlandım o yüzden. “Annem izin verdi, akşam yedi buçukta gel beni al” dedim ben de 🙂
Bizim İstanbul’da cancanı bırakabileceğimiz yakında oturan bir aile üyesi olmadığı için gidemedik bugüne kadar. Aslında düşünüyorum da bir fırsat yaratılamaz mıydı, yaratılırdı. Ama olmadı işte. Galiba ben onu bırakmak istemediğim için oldu biraz da. Ne bileyim, birilerinden bir şey istemek fikri de beni biraz huzursuz ediyor galiba. Bir tek annem söz konusu olduğunda rahat olabiliyorum.
Artur Miller’ın “Satıcının Ölümü” adlı oyununa gittik. Ankara’nın tiyatro havasını da özlemişiz. Ne mutlu bize ki Çayyolu’nda Devlet Tiyatroları sahnesi var. Oldukça da büyük bir salon. Nasıl kalabalıktı. 2,5 saatlik oyundu ama ne çabuk bitti anlamadım valla 🙂 Bu anne-baba ilk’ini tarihe bir not olarak düşelim. 🙂 Bakalım bir sonraki ne zaman olabilecek?
Küçük mutluluklar…
Bugün yürüyüş için ODTÜ ormanına gittik.
Önce istekli olan cancan, sonra mızmızlandı gitmeyelim diye.Yürüyüş sırasında ise keyfi tabi ki yerindeydi 🙂 Hele de birden karşımıza çıkan bariyerde havaya uçurulunca, ‘küçük mutluluklar’ anılarına bir yenisini daha ekledi 🙂
İşte o an bir kez daha aklımdan geçen “çocuk olmak ne güzel!” idi… Mutluluk, beklenmedik küçücük bir şey ile geliyor ve küçücük suratlarda kocaman gülümsemelere neden oluyor…
(17 Ekim 2015)
“Ben”de değiştiremediklerimiz hep en canımızı yakanlardan değil midir?
Kendimle ilgili en dertli olduğum konudur bu… Bilirsin hata yaptığını, “değişmem, değiştirmem lazım” dersin her seferinde ama olmaz, olamaz ya…
Bugün öğretmenin aradı. Aslında sıradan bir konu için. Sonra nasılsınız deyince “Biz iyiyiz, Çınar da çok mutlu görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz onu merak ediyoruz” dedim. Bir sürü güzel şeyin ardından “Çınar her sınıfta aranılası bir çocuk. Her yönüyle. Elinize sağlık” dedi. Onun bu içten yorumu beni bir anda darmadağın etti. Aslında bir yandan içimde müthiş bir mutluluk uyandı, ama bir yandan da saniyeler içinde şunlar geçti aklımdan: Bu yazının geri kalanını okuyun
Ödevlerimiz başladı, hayırlı olsun :)
Ben ilk okula başladığımda nasıl yapardım ödevlerimi hiç hatırlamıyorum. Sorun yaşamazdım galiba. Ama hangi çocuk sever ödev yapmayı allasen 🙂
Cancanın ilkokul hayatının ödevleri de başladı, ailemize hayırlı olsun!
Zorlanıyor ne yalan söyleyeyim… Sıkılıyor yani. Hep bir sıkılma durumu vardı zaten, akıl oyunda olunca böyle oluyor sanırım. Şimdi bir de tabi yazı yazma ödevleri başladı ki, o fena. Eli yoruluyor yavrunun, ne yapsın? Bu yazının geri kalanını okuyun
Upuzun bir yol var önünde çocuk…
Sanki yeni çıkıyorsun bu uzun yola diye hissediyorum. Artık daha fazla heyecan ve biraz da endişe hissediyorum bu uzun yolda yaşayacakların için… Neden acaba? Artık büyüdün çünkü… Hissettiklerini ifade ettiğin, kendi karakterini bulmaya başladığın ve ilkokula başlamış olmandan dolayı bizden apayrı bir dünyaya artık tamamen sahip olduğun için sanırım.
Yolun hep açık olsun yavrum. Hayat hep iyi insanlarla karşılaştırsın seni. Bu yazının geri kalanını okuyun
Bugünü spor günü ilan ettik
Ankara’da yaşamanın en güzel yanlarından biri de ODTÜ 🙂 ‘Şöyle bir yürüyüş yapalım’, ‘hadi bisiklete binelim’ ya da ‘tenis mi oynasak bugün?’ gibi isteklerimiz olduğunda, adresimiz kampüs oluyor. Bu çok büyük bir nimet, hele de İstanbul’daki keşmekeşten sonra bu gibi bir anda gelişen istekleri yerine kolayca ve kısa zamanda getirebileceğin bir yerin varlığının büyüleyici bir yanı olduğunu bile söyleyebilirim.
Bugünü de spor günü ilan ettiğimiz için istikametimiz ODTÜ oldu. Bu yazının geri kalanını okuyun





